Abonelik Facebook sayfamız Twitter sayfamız

Sayfa
: 678
Makale : 55
Ebad : 4 x 28 x 20 cm
ISSN : 1300-4174
Cilt : Karton Kapak
Fiyat : 80 TL
  
   


TEŞKİLÂTEski Türklerde Devlet YönetimiSelçuklularda TeşkilâtOsmanlılarda TeşkilâtCumhuriyet Döneminde TeşkilâtTOPLUM Türklerde Sosyal HayatDinî Telakkîler ve Millet SistemiSosyal Yapı ve Şehir HayatıEKONOMİ Eski Türklerden Günümüze Ekonomik ÇizgilerOsmanlı Ekonomik ve Malî Yapısında Değişimler


Kurucusu: Hasan Celâl Güzel (1945-2018)

Yüksek İstişare Heyeti: Justin McCarthy (Başkan) / Mehmet Aydın / Sabahattin Balcı / Yakup Basmacı / Semavî Eyice / Darhan Kıdırali / Hayrettin Karaman / Kemal Karpat / Şerif Mardin / Jean Lois Mattei / Rhoads Murphey / Kâmil V. Nerimanoğlu / Chester A. Newland / İlber Ortaylı / Sadettin Ökten / İskender Pala / Norman Stone

Yayın Kurulu: Kemal Çiçek (Başkan) / Bilgehan Atsız Gökdağ (Koordinatör) /Şükrü Halûk Akalın / Şakir Akça / Ahmet Akgündüz / Aygün Attar / Emin Çarıkçı / Abdurrahman Dilipak / D. Mehmet Doğan / Şenol Durgun / Gonca Bayraktar Durgun / Burhan Erdem / Tevfik Erdem / Mehmet Seyfettin Erol / Bünyamin Erul / Hasan Tahsin Fendoğlu / Gülay Göktürk / C. Sencer İmer / İsmail Köksal / Gülay Mirzaoğlu / Esen Özsan / Nail Öztaş / Sami Selçuk / Lütfi Şehsuvaroğlu / Adnan Şenel / Ömer Turan / İbrahim Ethem Atnur / Haydar Çakmak / Güler Eren / Tufan Gündüz / İbrahim Özkan / Necdet Sağlam

Y.T. Yayıncılık Eğitim Ltd. Şti. Adına Sahibi ve Genel Yayın Yönetmeni: Ülker Güzel
Yazı İşleri Müdürü: Murat Tazegül
Dağıtım ve Abone Müdürü: Zülfikâr Mert
Satış ve Pazarlama: Murat Delibaş



 Kazak Türkleri
 Sanatı, Tarihi, Edebiyatı ve Musikisiyle KIRIM
 Türkiye-Afrika İlişkileri
 Osmanlı

Önsöz İçindekiler Örnek Makaleler Değerlendirme Medya ve Biz

Kutadgu Bilig’e Göre Türklerde Devlet Yönetimi

Mehmet Kandır*

Kutadgu Bilig, Türk-İslam fikir ve sanat hayatı içerisinde, müstesna bir yere sahiptir. Unutulmaya veya hafızalarımızdan silinmeye yüz tutmuş olan milli ve manevi değerlerimizin canlı tutulmasını sağlayan bir kütüphane özelliği taşımaktadır. Yusuf Has Hacib tarafından gerçekleştirilen bu eser, Türk dili ve edebiyatının olduğu kadar, Türk kültür tarihinin de ölümsüz bir abidesidir. Yazar, cemiyet halinde yaşayan insanlara maddi ve manevi bakımlardan rahatlık ve huzur temin edici yolları göstermektedir. Orijinal bir tekniği ve sağlam bir dili vardır. Din duygularıyla maddi hayat düşünceleri arasında sağlam bir köprü kurulmuştur.

Yusuf Has Hacib, sünni bir müslüman olup, Türk fikir ve toplum hayatı ile Türklerin manevi varlığı üzerinde durmuş ve eserini Türkçe yazmıştır. Amacı şahsi nedenlerden çok, milli nedenlere dayanan şuurlu bir tercihtir. Fikir kaynağının temelini İslamiyetin prensipleri ve Türk töresi oluşturur. Bu iki fikir prensibinin sentezinden ideal bir cemiyet düzeni ve mesut bir hayat tarzı ortaya çıkmıştır.(1)

Yazarımızın ortaya koymaya çalıştığı cemiyet düzeni ve hayat tarzı, Türk milletinin mazisinde vardı. Amacı geçmişteki mevcudun İslama göre düzenlenmesi, belki unutulmuş, terkedilmiş değerlerin yeniden canlandırılmasıdır. Fikri terbiyesinde, sosyal görüş ve düşüncelerinde, kuvvetli bir İslam tesiri görülen şairimizin, ortak İslam kültürü karşısında milli yönlerinin ağır basması oldukça dikkat çekicidir. Türk dili ile eser yazmak için bilgi ve ülkü ile çalışmış, bu amaç uğrunda heyecan duymuş ve bu duygusunu açık ve net bir şekilde ifade etmiştir.

Türklerin, İslamiyeti kabul etmelerinden önce ve İslamiyet ile şereflendikten sonra devlet anlayışlarında önemli sayılabilecek bir değişiklik görülmemektedir. İslam öncesi Türk örf, adet, gelenek ve töresi, İslami kaide ve prensiplere büyük bir yakınlık ve paralellik göstermekte ve birbirlerini tamamlamaktadırlar. Türklerin zorlanmadan ve kitleler halinde İslamiyeti seçtikleri, onu ilahi bir din olarak benimsedikleri, bu arada eski dini inanç ve itikatlarını kolayca bıraktıkları görülür. İslami prensiplerle, Türk örf, adet ve törelerinin güzel bir ahenk ile uyum içerisinde sergiledikleri ortaklık, ideale doğru bir yükseliş şeklinde yorumlanabilir.

Nitekim bu paralelliklerden bazılarını örnek olarak ele alırsak, şu çarpıcı görüntüler ortaya çıkar:

A. Türk devlet adamları, devlet yönetiminde dayanışma kurumuna ilk çağlardan itibaren yer ve önem vermişlerdir. Bunun yanında, bilginlerin düşüncelerinden yararlanmaktan da geri kalmamışlardır. Uygur devleti sarayında hükümdara yol gösteren ve fikir veren “tayanç” ve “kengeşçi” denilen danışmanlar vardı. Oğuzlar devletinde ise “Kengeş Meclisi” denilen ve devlet yönetimine ait önemli kararların verdiği bir kurum bulunmaktaydı. Büyük Selçuklu Devleti’nde “alimler ve ihtiyarlar meclisi” Osmanlı Devleti’nde “Meclis-i Meşvered” adı ile devam etmiş, hatta zamanla önemini kaybeden “divan-ı hümayun”un yerini almış ve yetkisi genişlemiştir.(2)

B- Türklerde devlet ve hükümet başkanlarının kişilikleri:

1.Kültürlü olmak; Türklerde kültür sahibi olmanın yolu bilgili olmaktan geçer. Göktürkler zamanında “bilge” ve “bilgi sahibi olma” Türk kanunlarının başta gelen ve hiçbir zaman önemini kaybetmeyen özellikleri idi. Bu anlayış Selçuklu ve Osmanlı devirlerinde de devam etti. Hükümdarlar, oğullarına ve kızlarına özel bir öğretim ve eğitim uyguladılar.(3)

2.Erdemli olmak; Göktürkler zamanından kalma bir kelime olan, fazilet anlamına da gelen “erdem” kelimesi inanışa göre, bir “Tanrı yolu” ve hükümdara Tanrı tarafından verilmiş bir özelliktir.

Hükümdarların halka “baba” gibi davranmaları, idareleri altındaki kavimleri koruyarak, onları doyurarak ve refah içinde yaşatarak, tam bir baba gibi davranmışlardır. Gerek Selçuklu, gerekse Osmanlı hükümdarları kendilerine tabi olan kavimlere de tıpkı bir “baba” gibi davranmışlar; dil, din ve ırk farkı gözetmeksizin onlara da eşit ve adil muamelede bulunmuşlardır.(4)

3.Cesaretli Olmak; Hun ve Göktürk devirlerinde “bilge”lik, Türk kanunlarının en başta gelen özelliği idi. Ancak, o devrin ilkesine göre bilgelik yeterli değildi. Bilgeliğin yanında “alp” (halk tarafından sevilmiş yiğit, kahraman) olmak da gerekiyordu. “Alp”lik teoride kalmadı. Pratikte ordularının başında elinde kılıç, savaşan devlet adamı tipi doğdu.(5) Alp Er Tunga, eski çağlar Türk tarihinin ilk büyük destan kahramanı olan bir hükümdardır. Alp kelimesinin Gaznelilerden itibaren, Müslüman emir ve hükümdarlar tarafından da kullanıldığı görülür. Gazne Devleti’nin kurucusu Alp Teğin, Büyük Selçuklu Sultanı Alp Arslan, Osmanlılarda Gündüz Alp vb. örnekleri artırılabilir.

Türk Devlet Yönetiminde İlkeler

Türk devlet yönetiminde altı temel ilke göze çarpmaktadır. Bunları şu şekilde sıralamak mümkündür.

1.Devlet hayatında geleneklere bağlılık

2.Gelenekçilikle ilericiliğin bağdaşması: Hamlecilik

3.Devlet kadrolarının uzmanlardan oluşması ve halka açık olması.

4.Yönetimde kararlılık ve memuriyetlerde uzun süre bırakılmak

5.Danışma kurumu-Bilime ve bilim adamına saygı

6.Disiplin, protokol ve denetim ilkelerinde titizlik.(6)

Bir devlet anlayışının var olabilmesi için, hukukun gerektirdiği şartlara uygun, geçmişten günümüze ulaşan ilkelerin korunması gerekmektedir. Tek kelime ile bir milletin devlet geleneğinin milli olması ve bunun yanında ithal edeceği düşüncelere, kendi milli damgasını vurmak zorundadır. Bu yapılmadığı takdirde benliğini koruyamaz ve erir.(7)

Ön bilgi vermek amacı ile yapmaya çalıştığımız bu kısa açıklamalardan sonra, dikkatlerimizi Kutadgu Bilig’den seçtiğimiz beyitlere çevirelim: “Türk Devlet Yönetimi” ile ilgili oldukça önemli bilgiler, aşağıdaki beyitlerde görülecektir.

Kutadgu Bilig’e Göre

A. Türklerde Devlet Kavramı

Memleketi kuvvetle elinde tutan kimse, işini ehliyetli kimselere gördürmüştür.(8)

Hükümdarların halk üzerinde hakları olduğu gibi, halkın da aynı derece de, hükümdarlar üzerinde hakkı vardır.(9)

Hükümdar nasıl anlayışlı, bilgili, cesur ve kahraman olmalı, nasıl hazineyi doldurup, tekrar akıtmalıdır.(10)

Bu beyliğin temeli doğruluktur; beyler doğru olursa, dünya huzura kavuşur.(11)

Saadette yükselmek için, insana doğruluk lazımdır; insanlık doğruluğun adıdır, inan.(12)

Beyler iyi insanları kendilerine yakın tutarlarsa, kötüler de işlerinde iyi hareket etmeye mecbur olurlar.(13)

Beylerin etrafını kötüler çevirirse, memlekete tamamen kötüler hakim olur.(14)

Eğer halkın başında bulunan kimse iyi olursa, onun bütün memurları da iyi olur.(15)

Değerli olan her şeyin yapılması güçtür; bilgisiz ve değersiz kimse bu iş yapamaz.(16)

Ey devletli hükümdar, dünya bir tarladır; insan bu tarlayı ekerse, hayat ekinini biçer.(17)

Eğer iki dünya beyliğini istiyorsan en iyisi budur, sen şu beş işe yaklaşma.(18)

Harama karışma, zulüm etme, insan kanı dökme, düşmanlık besleme ve kin gütme.(19)

Eğer devamlı ve ebedi beylik istiyorsan, adaletten ayrılma ve halk üzerinden zulümü kaldır.(20)

Ey kanun yapan, iyi kanun koy; kötü kanun yapan kimse, daha hayatta iken, ölmüş demektir.(21)

Bilgisize saadet ve ikbal gelirse de, bil ki, bu saadet onda devamlı olmaz.(22)

Zalim adam uzun müddet beyliğe sahip olamaz; zalimin zulmüne halk uzun müddet dayanamaz.(23)

Hükümdar memleketin beyi ve halkın büyüğüdür; ona her tülü hürmet ve tazimi göstermek lazımdır.(24)

Ey dünyaya hakim olan, iyi hareket et; saadet geldiği gibi, tekrar gidebilir.(25)

Doğru ol ve doğruluk üzere hüküm et; beylik ancak böylelikle uzun müddet payidar olabilir.(26)

Ey hükümdar, bu köşk, bu saray, bu taht senin için, dikkat et, ancak bir durak yeridir.(27)

Halk bozulursa, onu beyler düzene koyar, eğer beyler bozulursa onları kim düzeltir.(28)

Fakir, dul ve yetimleri kolla; bunları korumak, kanunun gerçekten tatbik etmek demektir.(29)

Ey hükümdar, şu üç türlü insana değer ver; sana söyleyeyim, iyice dinle.(30)

Biri cesur, kahraman ve tunç yürekli yiğit insandır; o kılıcı ile, memlekete pek çok faydalı olur.(31)

İkincisi hakim, alim devlet adamıdır; bu insan istişare için faydalı olur ve memleket işini tanzim eder.(32)

Üçüncüsü zeki ve mahir katiptir; devletin gelir ve giderinin hesabı iyi tutulursa, hazine dolar.(33)

Sen bunları çok iyi seç ve başkalarından farklı muameleye tabi tut; faydalı oldukları nispette, onlara in’am ve ihsanda bulun.(34)

Kendi menfaatini düşünme, halkın menfaatini düşün; halka yük yükleme, yükü kendin taşı.(35)

Kutadgu Bilig’den seçtiğimiz beyitlerden ve bu konuda kaleme alınmış çeşitli eserlerin incelenmesinden anlaşıldığına göre; Türklerin İslamiyeti kabul etmelerinden öncesinde ve sonrasında devlet anlayışlarında, beyitlerde de vurgulandığı gibi önemli sayılabilecek bir değişiklik görülmemektedir. Bilakis, birbirlerini tamamlayan bir paralellik göze çarpmaktadır. Mısralarda sık sık geçen “bey” unvanı hükümdar yani devlet başkanı veya iktidar sahipleri için kullanılmaktadır. Örneğin eski Türklerde hakimiyetin kaynağı, Gök Tanrıya dayanmaktadır. Sosyal ve siyasi hayatta hakimiyeti Tanrı adına bir kişi, aile veya boy temsil ediyor ve kullanıyordu. Bu hakimiyetin temel bir özelliği vardı, o da, hakimiyetin kaynağının tek olması, siyasi hayatta bu hakimiyetin parçalanabilir veya bölünebilmesidir. Bundan ulaşılacak hedef; devlete ve millete daha iyi hizmet verebilmektir. Danışma usulü benimsenmiş olup, halkın temsilcisi durumunda olan iktidar sahibinin, yetkilerini aşmasını önleyen bir meclis bulunmaktaydı. Türk siyasi topluluklarında M.Ö.’ki asırlardan beri süregelen bu durum, günümüzün -Devlet Meclisi- müessesesinin bir başlangıcını oluşturur.(36)

Eski Türklerde iktidar, beye Gök-Tanrının bir lütfu olup, yaptığı işlerden ona hesap vermek zorunda olduğu ve dolayısı ile halkını mutlu etmek ve saadete ulaştırmak için ağır bir yük altında bulunduğunun bilincindedir. İslamiyet’in kabulü ile de bu temanın aynen devam ettiğini görmekteyiz. Kutadgu Bilig’e göre; “Tanrı senin boynuna emanet yüklemiştir; bu emaneti gözet, onu sana soracaktır”. (37) Bir diğer beyitte ise şöyle denilmektedir; “Bu beylik mesnedine sen isteyerek gelmedin; onu Tanrı kendi fazlı ile sana ihsan etti”.(38)

B. Devlet Adamlarının Özellik ve

Görevleri

1. Hükümdar (Bey)

Beyler hizmetkarlarına dikkat ve hizmete girecekleri de esaslı bir şekilde tecrübe etmelidir.(39)

Ey bey, işi işin ehline, işe yarayana, hareketi doğru ve dürüst olana ver.(40)

Eğer bir bey işi ehliyetsiz bir kimseye verirse, ehliyetsizliği başkası değil, kendisi göstermiş olur.(41)

Tanrı kime bu beylik işini verirse, ona işi ile mütenasip akıl ve gönül de verir.(42)

Beylik için insanın asıl soydan gelmesi gerektir; bey cesur, kahraman, kuvvetli ve pek yürekli olmalıdır.(43)

Babası bey ise, oğul bey doğar; o da babaları gibi bey olur.(44)

Bey bilgili ve akıllı olmalıdır; cömert ve yumuşak huylu olmak da lazımdır.(45)

Halk için beyin çok seçkin olması lazımdır; özü, sözü doğru ve tabiatı güzide olmalıdır.(46)

Bey çok ihtiyatlı ve çok da uyanık olmalı; beyler ihmalkar olurlarsa, bunun cezasını başkaları çeker.(47)

İyi nam ve şöhretle adının yayılmasını istersen, bey bir de şu beş şeyi kendinden uzak tutmalıdır.(48)

Biri acelecilik, ikincisi cimrilik ve üçüncüsü hiddettir; bunlara karşı mukavemet et, mağlup olma.(49)

Bir bey için fena olan şeylerin dördüncüsü inatçılıktır; yakışmayan bu şeylerin beşincisi, şüphesiz, yalancılıktır.(50)

Bey içkiye müptela, müfsit ve kaba olursa, onun bütün halkı da ayyaş olur.(51)

Bütün faziletlerde herkesten üstün olmalı; halka karşı adaletle muamele etmelidir.(52)

Düşmanım küçük -diye, sen ihmalkar davranma; niçin korkayım diyerek övünme.(53)

Düşmanın varsa, onu ihmal etme; düşmana karşı düşmaca hareket et; iyi huylu insana karşı da halim-selim ol.(54)

Yukarıdaki beyitlerde ve Türklerde devlet anlayışı bölümünde de gördüğümüz gibi, millet ve devlet yönetme hakkı, Tanrı tarafından verilen eski Türk Hükümdarlarının ülke ve milletini koruyup, huzura kavuşturması için, yerine getirmesi gereken önemli vazifelerin yanında, bir takım üstün vasıflara da sahip olması zorunluluğu vardır. devlet, millet ve ülke bütünlüğünün korunmasına, töre hükümlerine göre adaletle hükmedebilmesine, halkı koruyup, fakirliği kaldırmasına, zorbalığa son vermesine ve düşmanlarına boyun eğdirmesine kadar varan, bir çok meziyetlere sahip olmalıdır. Bu vasıflara sahip olmadıklarından vazifelerini yapamayan devlet başkanları iktidardan uzaklaştırıldıkları gibi, sıradan bir kişi olarak da unutulup gitmişlerdir. Tarihimiz bunun sayısız örnekleri ile doludur. Üstün meziyetlere sahip, halkının gönlünde taht kuran Türk hükümdarları ise, hafızalardaki canlılığını halen korumaktadırlar.

Yönetimindeki milletin sevgisini kazanabilmek için, iktidar sahibinin güçlüğü, cesur, kahraman, bilgili, tecrübeli, adaletli, doğru, ileri görüşlü ve uyanık bir insan olması gerekir. Türk milletinin sahip olduğu düşünce potansiyelinin seyrine göre, yapılan her olumlu çalışmanın veya sergilenen yanlış işlerin kötü sonuçlarının sorumlulukları yöneticiye yüklenmektedir.

Kutadgu Bilig’de sık sık vurgulanmaya çalışılan, her zaman saygı duyulan bir bey (hükümdar) olarak kalabilmenin formülünü şu dört madde de özetlemek mümkündür;

“I- Doğru sözlü olmak,

II- Memlekette kanunu tatbik etmek

III- Eli açık ve cömert olmak, halka karşı şefkat göstermek,

IV-Düşmana boyun eğdirmek ve memleket işlerini yapmak için azimkar ve cesur olmak”.(55)

Adaletin en yüce hakemi durumunda olan iktidar sahibinin, devleti ve milleti saadet içinde yönetebilmesinin diğer bir şartı da, devlet yönetiminde rol alan hükümdar yardımcılarının kabiliyetli, tecrübeli, bilgili, akıllı, töre ve usule vakıf olmalarıdır. İslamiyet öncesinde Türklerde hükümdarların vazifeleri ve ne gibi özelliklere sahip olması gerektiği hususunda Kutadgu Bilig’in yanı sıra Orhun Kitabeleri, Oğuz Kağan ve Dede Korkut destanları bizlere rehberlik yapmaktadırlar. Hükümdar vazifelerini yerine getirmeyip gaflete düştüğü taktirde, “Tanrının kendisinden hesap soracağını bilmelidir”.(56)

Sonuç olarak; başta hükümdar ve devlet hizmetinde görev alanların, vasıf ve faziletlerini şöyle sıralamak mümkündür. “adaletli olmak, akıllı olmak, cesur olmak, cömert olmak, yumuşak huylu olmak, vefalı olmak, şefkat ve merhamet sahibi olmak, sabırlı olmak, affedici olmak, şükredici olmak, yavaş hareket edici olmak, bilgili olmak, namuslu olmak, vakar sahibi olmak”.(57)

2. Vezir

Beylerin (hükümdarların) yükünü yüklenen vezirdir; beyliğin temelini sağlamlaştıran da vezirdir.(58)

Aklı çok ve bilgisi deniz gibi derin ve geniş olmalı, her iş elinden gelmeli ve beyin yüzünü güldürmelidir.(59)

Vezirlik mühim bir iştir; bu iş için seçkin insan lazımdır; o doğru ve asil tabiatlı olmalıdır.(60)

Vezir imanlı, takva sahibi ve temiz olmalı, memleket ve halk ondan her bakımdan emin bulunmalıdır.(61)

Vezir haya sahibi, gözü tok ve itimat edilir bir insan olmalıdır; insanların kabası hayasız adamdır.(62)

Hizmetkarların başı olan vezir doğru hizmet etmezse, beylerin işi hep eğri olur.(63)

Vezir hesap bilir, alim ve zeki olmalıdır; bilgili olmalı ve çeşitli yazıları bilmelidir.(64)

Bey onun vasıtası ile bütün arzularını elde eder; durum ne olursa olsun, bütün işi düzene girer.(65)

Halkı zenginleşir, memleketi de tanzim edilir; hazine çoğalır, beyin hayatı saadet içinde geçer.(66)

O bu dünya saadetini elde ettiği gibi, öbür dünya saadetine de nail olur; uzun zaman hep devlet ve ikbal içinde yaşar.(67)

Vezirler ile ilgili seçtiğimiz beyitlerden de anlaşılacağı gibi, devlet yönetiminde vezirin tartışmasız bir yeri vardı. Kutadgu Bilig’de, vezirin beylerin elleri olduğu belirtilmektedir.

Toplumumuzda sıkça kullanılan ve daima güncelliğini koruyan bir ata sözünde şöyle denilmektedir “Eli bağlı duvara çıkılmaz”. Bu duruma göre vezirin, bugünkü başbakanın paralelinde bir yetki sahibi olduğu düşünülürse, önemi açıkça ortaya çıkar. Dikkatimizden kaçmayan bir diğer önemli durum da, beylerde bulunması arzu edilen bir çok vasıfların vezirlerde de bulunması esası ancak o şartlara sahip olan vezirlerin yararlı olacağı vurgulanmaya çalışılıyor.

Türk tarihine baktığımız zaman, çeşitli devletlerimizin yükseliş dönemlerinde toplumun refah ve huzuru, iktidara sahip hükümdar ve vezirin meziyetleri ile orantılı olmuştur. Eğer, Kutadgu Bilig’de belirtilen vasıfları taşıyan bey ve vezir, yönetimde söz sahibi olmuşsa, Türk milleti zaferden zafere koşmuş , büyük topraklar fethetmiş, sanatta, bilimde ve çeşitli sahalarda önemli mesafeler alarak toplumu, güven ve mutluluk içerisinde yaşamış ve geleceğe umutla bakmıştır. Veya bu durumların tersi olmuştur.

Sonuç olarak, arzu edilen değerlere sahip olan vezirlerden, Türk tarihinin çeşitli dönemlerinde sivrilmiş ve o dönemlere sembol olmuş çok değerli vezirleri hemen hatırlayabiliyoruz. Örneğin Büyük Selçuklular’da vezir denildiği zaman ilk hatırımıza gelen Nizamülmülk veya III. Murat’ın saltanat yıllarına damgasını vurmuş ve zamanı adı ile birlikte anılan, Sokullu Mehmet Paşa zikredebileceğimiz nice önemli Türk vezirlerinden bir kaçıdır.

3. Elçi

Kutadgu Bilig’de elçilerde bulunması gerekli vasıflar ve görevleri şöyle belirtilmektedir;

Elçi insanlar arasında mümtaz, akıllı, bilgili ve seçkin ve çok cesur bir kimse olmalıdır.(68)

Tanrının kullar arasında en seçkinleri ve insanların en iyileri onun elçileri idi.(69)

Elçi gözü, gönülü tok, içten bağlı, itimat edilir, doğru ve dürüst atbiatlı bir insan olmalıdır.(70)

Elçi haya sahibi, çok sakin ve nazik bir insan olmalı; hilm ile beraber, her türlü bilgiye de sahip bulunmalıdır.(71)

Konuşurken, bütün dilleri konuşmalı; yazarken bütün yazıları yazmalıdır.(72)

Karşısına ne gibi meziyetler ile çıkarlarsa çıksınlar, o rakiplerini yenmeli ve kendisini saydırmalıdır.(73)

Sorulan suale doğru cevap verebilmesi için, onun sözden anlar ve hazır cevap bir kimse olması lazımdır.(74)

O şarap içmemeli ve nefsine çok hakim olmalıdır; nefsine hakim olan insan, kendisini saadete erdirecek kudrete sahip olur.(75)

O kuvvetli bir hafızaya sahip olmalı ve sözü unutmamalı; ne gibi söz duyarsa duysun, onu sıkı tutmalıdır.(76)

Elçi ile ilgili mısralardan seçtiklerimizden de anlaşıldığına göre; elçinin kamil ve kusursuz bir insan olması gereği üzerinde durulmaktadır. Elçinin, temsil ettiği devletin ve iktidarın dili, gözü, kulağı ve o milletin aynası olduğu düşünülürse, yazarımızın ne kadar haklı olduğu kendiliğinden ortaya çıkar. Elçilik müessesesinin tarihçesi, iptidai durumu, beşeri alemle başlar. Zamanla yarışırcasına önemi, hızla yükselmiştir. Halen nazikliğini ve hassasiyetini korumakta olan bu müessese, çağımızın en önemli kurumları ile ilk ön sırayı paylaşmaktadır.

Elçiler, temsil ettiği toplumun, uluslararası siyasette, tüm sorumluluklarını yüklenerek ağır bir görev üstlenmişlerdir. Elçinin bilgi, beceri ve yetenekleri yanında, siyaset ilmini de gayet iyi bilen ve toplumun kanun, nizam, gelenek, görenek ve töresine de son derece bağlı olması gerekir. Attığı her adımda, aldığı her nefeste, sarf ettiği her cümlede, milletinin şerefini, şanını ve çıkarlarını düşünmelidir.

Görüldüğü gibi elçilik sıradan bir iş ve meslek değildir. “Hak tealanın”, zaman zaman kullarına gönderme gereği duyduğu elçilerinin yaşantılarına, yaptıkları işlere, yüklendikleri sorumluluklarına, hal ve hareketlerine baktığımız zaman şu gerçek kendiliğinden ortaya çıkar. Yapılan işler en zor, yapanlar ise yaratılanların en seçkinleridir.

Sonuç olarak ilahi elçilerin küçük bir kopyası olan günümüz elçilerinin de görev ve zorunlulukları oldukça zordur. Onların da bu zorlukların üstesinden gelecek birer mümtaz şahsiyet olmaları şarttır.

4. Diğer Devlet Adamlarının Görev ve Özellikleri

A. Kumandan

Anlaşmak istemeyen düşmanın uykusunu kaçırmak için, şüphesiz beye bir ordu kumandanı lazımdır.(77)

Bu işe çok çevik, sert, tecrübeli, tam ve pek yürekli bir adam lazımdır.(78)

Cömert, cesur, alçak gönüllü, sofrası açık ve soğuk kanlı olmalıdır.(79)

Çoluk-çocuk ve karım diye, mal toplamamalı veya mülk ve bağ-bahçe edineceğim diye, gümüş yığmamalıdır.(80)

Kumandan haysiyet sahibi olmalıdır; o şerefi için düşmana karşı koyar ve intikamını almadan, ondan yüz çevirmez.(81)

Onun yüreği harpte aslan yüreği gibi ve dövüşürken de bileği kaplan pençesi gibi olmalıdır.(82)

O domuz gibi inatçı, kurt gibi kuvvetli, ayı gibi azılı, yaban sığırı gibi kinci olmalıdır.(83)

Söyledikleri doğru olmalı ve sözüne emniyet edilmelidir; büyükler yalancı olursa halkın itimadı kalmaz.(84)

Bir kimse bir yararlık gösterirse, ona derhal mükafatını vermeli ve bununla onun yüzüne güldürmelidir.(85)

Yaralanan varsa, sen bakıp, tedavi ettir; esir olan varsa kurtar geri al.(86)

Eğer ölen varsa, hürmetle kaldır; çoluk-çocuğu varsa onlara hakkını ver.(87)

Ey devletli hükümdar, şu iki vazife büyük vazifelerdendir; büyüklüğün adıdır.(88)

Biri vezirlik, ikincisi ordu kumandanlığıdır; bunlardan biri kılıç tutar, biri kalem.(89)

Memleketin nizamını ve dizginini bu ikisi ellerinde tutar; bu ikisi el-ele verirse, onu kim koparır.(90)

Bey iyi ve insanların seçkini olduğu gibi, bu iki hizmetkarı da, halk arasında ileri gelen kimseler olmalıdır.(91)

Bir memleketi kılıç ile derhal ele geçirmek mümkündür; fakat kalem olmayınca, insan onu elinde tutamaz.(92)

Kutadgu Bilig’in ilgili mısralarında da görüldüğü gibi, komutan o toplumun en seçkin şahsiyetlerinden biri olup, hizmet verdiği milletinin tüm üstün vasıflarını şahsında toplayan mümtaz kişilerden biridir. Halkının emel ve arzularını iyi bilen, ordusunu yüce ülküler peşinde koşturan, vatan ve millet çıkarlarını her şeyin üstünde gören, şeref ve namus için hayatını hiçe sayan, birliğinin heyecan ve moralini daima canlı ve ayakta tutmasını bilen, her şeyi ile örnek bir askerdir. Gerektiğinde kutsal değerler uğrunda seve seve can veren, vatan bekçileri ile birlikte, hiçbir zaman canını esirgemeyen fedakar bir liderdir.

Türk tarihinin sayfaları çevrildiği zaman, belirtilen özellik ve ülkülerle donanmış, milletinin makus talihini yenmiş ve kader çizgisini değiştirmiş, tarihin şeref levhalarına altın harflerle işlenmiş pek çok komutanlarımıza rastlarız.

Yakın tarihimiz bile, bunların sayısız örnekleri ile doludur. Çağımıza damgasını vuran Başkomutan Mustafa Kemal Atatürk’ün, kumandan ile ilgili sözlerine baktığımızda şöyle söylediği görülür; “Kumandan yaratan demektir. Kumandanlar astlarından yüksek ve bilgili olmalıdır. Kumandanlar emir vermiş olmak için emir vermezler. Lüzumlu ve yapılabilme kabiliyeti olan hususları emrederler ve emir verirken, kendini o emri yapacak olanın yerine koymak ve emrin nasıl yapılacağını düşünmek ve bilmek lazımdır.(93)

“Kumandanlar, emri altına verilen millet evladını, memleket vasıtalarını, düşmana, ölüme yöneltirken, tek düşüneceği nokta; milletin kendisinden beklediği, vatani vazifeyi ateşle, süngü ile ve ölümle yapmak ve sonuçlandırmaktır. Askeri vazife ancak, bu anlayış ve görüşle yapılabilir... Kumandanlık vazife ve mesuliyetini yüklenecek kadar omuzlarında ve bilhassa dimağında kuvvet bulamayanların feci sonuçlarla karşılaşmasından kaçınılamaz...

Bütün ordusu üstün düşman ordusu karşısında mağlup ve kendiliğinden geri kaçarken, kılıcını çekip tek başına atını, düşman kumandanının çadırına saldırarak ölüm arayan Türk kumandanları görülmüştür”.(94)

Sonuç olarak; “Zaferleri ve mazisi insanlık tarihi ile başlayan, her zaman zaferlerle beraber medeniyet nurlarını taşıyan kahraman Türk ordusu”,(95) tarihi boyunca sayısız, üstün özelliklere ve büyük görev anlayışına sahip kumandanlar çıkarmıştır. Bu asil ve yüce millet gerektiğinde daha nice kumandanlar çıkaracak kudret ve cevhere sahiptir.

Kutadgu Bilig’de, ast kademelerde görev alanların özellikleri ve sorumlulukları yine mısralarla anlatılmaktadır. Biz burada kısa bilgiler ve isimlerini belirtmekle yetineceğiz. Haklarında geniş bilgi almak isteyenler, aynı isimli eseri inceleyebilirler.

B. Ulu Hacib’in Görev ve Özellikleri

Ulu Hacib, çok emniyetli, dürüst ve bu doğrulukla birlikte de iyi ve dini bütün bir insan olmalıdır.(96)

Zeki olmalı ve kanunu iyi bilmelidir; dünyayı süsleyen şeyler hep zeka mahsulüdür.(97)

Kulağı delik, aklı ve bilgisi geniş, tavrı ve hareketi doğru, sözü ve özü bir olmalıdır.(98)

Hacib olmak ve öne geçip, insanlara yol göstermek için, şu birkaç şey lazımdır.(99)

Haciblik için önce şu on şey lazımdır; keskin göz, delik kulak, geniş gönül.(100)

Yüz, kıyafet, boy, dil, anlayış, akıl, bilgi; tavır ve hareketi de bunlara tam denk olmalıdır.(101)

C. Kapıcı-başının Görev ve Özellikleri

Kapıcı-başı olan insan çok sadık olmalı ve bu hizmeti canla başla benimsemiş olmalıdır.(102)

Hizmet ederken, usul ve erkanı bilmeli; bütün tavır ve hareketi mülayim olmalıdır.(103)

Sabahleyin kalkınca, kapıdaki vazifesinin başına geçmeli; sabah-akşam nöbetçileri yerinde tutmalıdır.(104)

İtimat edilemeyecek kimseleri onun yanından uzaklaştırmalı, şüpheli kimselere karşı ihtiyat tedbirleri almalıdır.(105)

Kapıcı-başı olan kimse böyle içten bağlı olmalı, ey cömert hükümdar.(106)

D. Katip’in Görev ve Özellikleri

Beyler kendileri ne kadar bilgili olurlarsa olsunlar, sözlerini yazmak için, onlara yine de katip lazımdır.(107)

Katip içki içmemeli ve temiz tabiatlı olmalı; yakışık olmayan bütün hareketleri kendisinden uzaklaştırmalıdır.(108)

Katip sabah-akşam kapıda durmalı, lazım olduğu zaman hazır bulunmalıdır.(109)

E. Hazinedar’ın Görev ve Özellikleri

Hazine; Altın, gümüş, mücevher gibi değerli şeyleri saklandığı yer, hazinedar ise, bu yeri idare ve muhafazaya memur olanlar hakkında kullanılan bir tabirdir.

Servetin günden-güne ve saadet içinde artmakta devam etmesi için, hazinedarın gözü tok olmalı, tavır ve hareketi de güven telkin etmelidir.(110)

O içki içmemeli, ve nefsine hakim olmalıdır; nefsine hakim olan insan saadet bulur.(111)

Onun usta bir muhasebeci olması ve her çeşit kaydı bilmesi lazımdır; hesabın iyice tutulması için, dikkatle kayda geçmesi gerektir.(112)

Bilgili, akıllı, tavır ve hareketi doğru olmalıdır; akıllı insanların işi daima iyi olur.(113)

Hazine ve servetin israf edilmemesi için, hazinedar eli sıkı ve ihtiyatlı olmalıdır; cömertliğe lüzum yoktur.(114)

F. Aşçı-başının Görev ve Özellikleri

İnsanlar arasında doğru, dürüst ve seçkin bir kimse bulmalı ve yemek içmek işini onun eline bırakmalıdır.(115)

Aşçı-başının gözü çok tok ve gönlü zengin olmalı; temiz olduğu gibi, yüzü ve kıyafeti de ay gibi parlamalıdır.(116)

Tanrı temizliği sever, temizlik ile insan iyi ad kazanır.(117)

Usul ve erkanı dairesinde hareket ile hizmet etmeli ve girip-çıkarken, daima önüne bakmalıdır.(118)

G. İçkici-başının Görev ve Özellikleri

Türk dünyasının tarihi akışı içerisinde, içkinin de önemli bir yer aldığı, çeşitli zaman ve toplumlarımızda da değişik isimlerle anıldığı görülür. Saray hayatına bile giren, aşıkları türkülerinde, şairlerin şiirlerinde, Bektaşilerin fıkralarında ve tekke edebiyatında, bazen maddi ve bazen de manevi olarak yer alan içkinin saray hayatındaki en önemli sorumlusu olan içkici-başının hal ve özelliklerinin nasıl olması gerektiğini, Kutadgu Bilig’in ilgili mısralarında belirtilmektedir. Seçeceğimiz birkaç örnekle değinmeye çalışalım;

Bey için her türlü tehlike boğazdan gelir; boğazın tadı aşçı ve içkicinin elindedir.(119)

Aşçı ve içkici itimat edilir kimseler olmazsa, beyin emniyetle yiyip-içmesi çok güç olur.(120)

İçkinin kıl, tüy ve çer-çöpten korunması için, içkici sakalsız ve temiz bir insan olmalıdır.(121)

H. Hizmetkarların Beyler Üzerindeki Hakları

Değerli yazarımız Yusuf Has Hacib; hizmet edenlerin de insan olarak bir takım beklentiler içerisinde olduklarını ve onların da amirleri üzerinde birtakım hakları bulunduğunu vurgulamaya çalışarak, her şeyin karşılıklı ve iyi niyet çerçevesinde yürütülebileceği temasını işlemeye çalışmıştır...

İlgili mısralardan birkaç tanesini seçerek, önemini belirtelim.

Hizmet etmek zahmetli ve ağır bir iştir; beyler bunu taktir ederlerse, hizmetkar daha çok gayret eder.(122)

Onlar sıcakta, soğukta, aç, tok, yaya, çıplak halde kılıç, balta ve ok darbelerine maruz kalırlar; ey hükümdar, bunu bil.(123)

Onlar düşmana karşı ön safta bir silah vazifesi görürler; beyin yaşaması için kendilerini ölüme atarlar.(124)

Bu hizmetleri için bey onların hakkını ödemeli; onlara şefkatle muamele etmelidir.(125)

Amir ve memur pozisyonunda olanlar, birbirlerinin hak ve görevlerine sevgi ve saygı durumlarına son derece titizlik ve sorumluluk göstermek mecburiyetindedirler. Memlekete her alanda hizmet veren vatandaşlarımız, birbirine kenetlenerek, sorumluluklarının bilincinde olarak, çok çalışarak, hepimiz birimiz, birimiz hepimiz içindir; parolası istikametinde, daha mutlu yarınlara ulaşabilmenin şuuru ile, ilimde, fende, sporda, güzel sanatlarda ve her sahada dünya devletlerinden daha önde olma çaba ve azmi içerisinde olmalıyız.

Sonuç

Burada önemle üzerinde durulması gereken şey şudur: Türk örf, adet, gelenek ve görenekleri ile İslami prensiplerin büyük bir paralellik oluşturduğu, her iki değeri (Türklük ve İslamiyet) birbirlerini tamamlayarak, en idealinin ortaya çıktığı; yani Türk-İslam sentezinin doğduğu inkar edilemez bir realitedir... Türk-İslam sentezinin ilk meyvesi olan Kutadgu Bilig’i, Türk-İslam dünyası için, yalnız bir Türk devletinin tarihi ve yalnız bir kültür unsuru olmak bakımından değil, daha çok bütün Türk milletinin tarihi kaderini değiştiren yeni bir kültür ve uygarlık çevresine girmiş olmanın maddi ve manevi sarsıntılarını ve ortaya çıkmakta olan yepyeni bir sentezi aydınlatmak bakımından da son derece önemlidir. Şurası bir gerçektir ki, tarihte ve bugün ortaya çıkmış hemen bütün kültürler, dış dünyaya tamamen kapalı olmaktan uzaktırlar ve uzak olmuşlardır.(126) Her kültür, belirli bir uygarlık dairesine girer. Bazı kültürler ise birkaç defa uygarlık dairesi değiştirebilirler ve değiştirmişlerdir. Mesela Türk Kültürü, Uzak-Doğu uygarlığından, İslam uygarlığına ve “Tanzimat (1839), hareketinden beri çağdaş batı uygarlığına girmiştir yada girme çabası içerisine girmiştir yada girme çabası içindedir”.(127)

Karahanlılar Devleti, Orta-Asya’da kurulan ilk Müslüman Türk devleti olmuştur. Bu devletin yaşadığı devir, Türk tarihi, milli ve kültürel tarihimiz içinde önemli bir yer tutmaktadır. Aynı zamanda Türk dünyasının, kültür, uygarlık ve batıya rehberliği, yani yurt edinme yönünün çizilmesi aşamasında, çok önemli bir geçiş ve basamak rolü oynamışlardır. Mazimizin izlerini bu devletin teşkilatında da görmek mümkündür.

Genelde, Göktürkler ile başlayıp, Uygurlar zamanında çok büyük bir gelişme gösteren Türk kültür ve medeniyeti ile İslam kültür ve medeniyeti, Karahanlıların tarihi rolleri ile karşılaşıp kaynaşmış ve Türk İslam medeniyeti adını verdiğimiz tarihi gelişmenin de temelleri atılmıştır.

XIX. ve XX. yy.’da devlet yönetimi ve teşkilatlanmalarda, dünya devletleri önemli ve büyük değişiklikleri benimsemişlerdir. Türk milleti de eskiden olduğu gibi, bir fazilet sistemi olan demokrasi rejimini kabul etmiştir. Amaç, Türk devletinin kudretli, milletinin mutlu olmasıdır. Hangi dönemde olunursa olunsun, bunun için emek sarfedilmiş ve ciddi mücadeleler verilmiştir. Mazimize olan bağlılığımız ve tarihimizden aldığımız ilham, bizi daha azimli ve daha güçlü kılacaktır. Ulu önder Atatürk diyor ki -Türk çocuğu ecdadını tanıdıkça daha büyük işler yapmak için kendinde kuvvet bulacaktır.(128)

Bizlere düşen görev, Kutadgu Bilig’de belirtilen hasletler ile yeni devlet anlayışı ve sisteminin oluşturacağı ortam içerisinde birlik ve beraberlik ruhu ile milli ve manevi değerlerimizi her zerresine kadar benliğimize sindirerek hazmetmeliyiz. Akıl ve ilmin rehberliğinde, çok çalışarak ve adeta zamanla yarışarak, dünya devletlerinden daha önde olma çaba ve gayreti içerisinde olmalıyız. Tüm bunları bir ülkü olarak benimsersek, ki buna mecburuz; aziz Atatürk’ün bize hedef olarak gösterdiği “Çağdaş uygarlık seviyesi üzerindeki yeri almamız” çok uzun sürmeyecektir.



Ana Sayfa | Süreli Yayınlar | Kitap Yayınları
Cumhuriyet Projesi | Osmanlı Projesi | Türk Projesi
Değerlendirmeler | İletişim | Arama | Linkler

Copyright © 2013 Yeni Turkiye